Antifosfolipid sendromu (APS), bağışıklık sisteminin bazı hücre ve pıhtılaşma proteinlerine karşı kalıcı antikorlar oluşturduğu edinsel bir hastalıktır. Bazı hastalarda toplardamar veya atardamarda pıhtı gelişirken bazı hastalarda temel sorun gebelik kayıpları ve plasentaya bağlı gebelik komplikasyonlarıdır.
Gebelikte görülen antifosfolipid sendromu yalnızca “kanın fazla pıhtılaşması” olarak açıklanamaz. Antikorlar embriyonun rahme yerleşmesini, plasentanın erken gelişimini, anne ile bebek arasındaki kan dolaşımını ve bağışıklık sistemi yanıtını etkileyebilir. Bu nedenle erken düşük, ileri haftada gebelik kaybı, bebeğin gelişiminin yavaşlaması, preeklampsi ve erken doğum görülebilir.
Kanda antifosfolipid antikoru bulunması tek başına sendrom tanısı koydurmaz. Tanı için uygun gebelik veya pıhtılaşma öyküsünün bulunması ve antikor pozitifliğinin kalıcı olduğunun gösterilmesi gerekir.
Antifosfolipid Sendromu Gebelik Kaybına Nasıl Yol Açar?
Sağlıklı bir gebelikte embriyo rahim iç tabakasına yerleşir ve plasenta damarları gebeliğin ihtiyaçlarına uygun biçimde gelişir. Antifosfolipid antikorları bu sürecin farklı aşamalarını etkileyebilir.
- Embriyonun rahim iç tabakasına tutunmasını zorlaştırabilir.
- Plasentayı oluşturan hücrelerin gelişimini ve damarlarla bağlantısını etkileyebilir.
- Plasentanın küçük damarlarında dolaşım bozukluğuna neden olabilir.
- Kompleman adı verilen bağışıklık sistemi yolunu ve iltihabi yanıtı artırabilir.
- Plasentaya ulaşan kan ve oksijen miktarını azaltabilir.
Bu etkilerin sonucunda gebelik erken dönemde sonlanabilir veya gebelik devam etse bile plasenta yeterli çalışmayabilir. Plasenta yetersizliği bebeğin gelişiminin yavaşlamasına, suyun azalmasına, gebelik tansiyonuna ve erken doğum gereksinimine yol açabilir.
Hangi Gebelik Sorunları Antifosfolipid Sendromunu Düşündürür?
Antifosfolipid sendromu yalnızca erken dönemde tekrarlayan düşüklerle ortaya çıkmaz. Kaybın haftası ve gebeliğin nasıl sonlandığı tanı açısından önem taşır.
Tanıda kullanılan geleneksel gebelik ölçütleri arasında şunlar bulunur:
- Gebeliğin 10. haftasından önce açıklanamayan üç veya daha fazla ardışık kayıp
- Normal geliştiği bilinen bebeğin 10. gebelik haftasında veya sonrasında açıklanamayan kaybı
- Şiddetli preeklampsi, eklampsi veya plasenta yetersizliği nedeniyle 34. haftadan önce doğum
Bu ölçütler hastaların sınıflandırılmasına yardımcı olur ancak klinik karar yalnızca bir listeye göre verilmez. İki gebelik kaybından sonra da antifosfolipid antikorlarının araştırılması gündeme gelebilir. Kayıpların ardışık olup olmadığı, gebelik haftaları, ultrason bulguları ve daha önce damar pıhtısı yaşanıp yaşanmadığı birlikte değerlendirilir.
Birden fazla kayıp yaşayan kadınlarda APS araştırması, genel tekrarlayan kayıp değerlendirmesinin bir bölümüdür. Her gebelik kaybının antifosfolipid sendromuna bağlanması doğru değildir.

Antifosfolipid Sendromu Testleri Kimlere Yapılır?
Antifosfolipid antikor testleri özellikle iki veya daha fazla gebelik kaybı bulunan kadınlarda değerlendirilir. Ayrıca ileri haftada açıklanamayan bebek kaybı, erken ve şiddetli preeklampsi, plasenta yetersizliği veya daha önce damar pıhtısı yaşanması test gereksinimini artırabilir.
Aşağıdaki öyküler de araştırma kararında önem taşır:
- Genç yaşta gelişen derin ven trombozu veya akciğer embolisi
- Açıklanamayan inme veya başka bir atardamar pıhtısı
- Sistemik lupus eritematozus gibi otoimmün hastalıklar
- Tekrarlayan düşüklerle birlikte düşük trombosit sayısı
- Ciltte ağ görünümüne benzeyen morumsu renk değişikliği
- Önceki gebelikte plasenta yetersizliği veya gelişme geriliği
İlk erken gebelik kaybından sonra hiçbir ek risk bulunmuyorsa bütün kadınlara rutin APS testi yapılması gerekmez. Test kararı kaybın haftasına, önceki gebeliklere ve kişisel pıhtılaşma öyküsüne göre verilmelidir.
Antifosfolipid Sendromunda Hangi Kan Testleri Yapılır?
Antifosfolipid sendromunun değerlendirilmesinde üç temel antikor grubu kullanılır:
- Lupus antikoagülanı
- Antikardiyolipin IgG ve IgM antikorları
- Anti-beta-2 glikoprotein 1 IgG ve IgM antikorları
Lupus antikoagülanı tek bir antikor ölçümü değildir. Kanın laboratuvar ortamındaki pıhtılaşma süresini değerlendiren bir test dizisidir. Adında “antikoagülan” bulunmasına rağmen vücutta kanama eğiliminden çok pıhtılaşma riskiyle ilişkilidir.
Antikardiyolipin ve anti-beta-2 glikoprotein 1 sonuçlarında antikorun türü ve düzeyi önemlidir. Düşük düzeyde ve geçici pozitiflik, kalıcı orta veya yüksek düzeyde pozitiflikle aynı anlamı taşımaz.
APS araştırması yalnızca “pıhtılaşma paneli” adı altında yapılan geniş testlerle karıştırılmamalıdır. Faktör V Leiden, protrombin mutasyonu, protein C, protein S ve MTHFR gibi incelemeler antifosfolipid antikor testleri değildir.
Testler Neden 12 Hafta Sonra Tekrarlanır?
Antifosfolipid antikorları enfeksiyon, bazı ilaçlar veya geçici bağışıklık sistemi değişiklikleri sırasında kısa süreli pozitifleşebilir. Bu nedenle tek bir pozitif sonuç kalıcı antifosfolipid sendromunu göstermez.
Pozitif bulunan testin en az 12 hafta sonra yeniden çalışılması gerekir. Aynı antikorun ikinci örnekte de uygun düzeyde pozitif olması, antikorun kalıcı olduğunu gösterir.
İlk test ile ikinci test arasındaki süre 12 haftadan kısa tutulursa geçici pozitiflik kalıcı hastalık gibi yorumlanabilir. Buna karşılık testlerin yıllar sonra ve farklı klinik koşullarda yapılması da sonuçların birlikte yorumlanmasını zorlaştırabilir.

Gebelik Kaybından Sonra Test Ne Zaman Yapılır?
Gebelik kaybının hemen ardından yaşanan hormonal ve iltihabi değişiklikler bazı testlerin yorumunu etkileyebilir. İlk antifosfolipid antikor incelemesi için çoğunlukla kayıptan sonra yaklaşık altı haftalık süre uygun olabilir. Ancak damar pıhtısı şüphesi veya başka bir tıbbi gereklilik varsa değerlendirme bekletilmez.
İlk testin ne zaman yapıldığından bağımsız olarak pozitif sonucun en az 12 hafta sonra doğrulanması gerekir. Gebelik hormonunun tamamen sıfırlanması veya yeniden adet görülmesi, antikor testlerinin yapılabilmesi için zorunlu değildir.
Yeni kayıp sonrasında istenecek APS testleri ile genetik, hormonal ve yapısal incelemeler aynı değildir. Hangi incelemelerin gerekli olduğu kayıp sonrası testler içinde kişisel öyküye göre belirlenir.
Kan Sulandırıcı Kullanırken Test Yapılır mı?
Heparin, varfarin ve ağızdan kullanılan bazı yeni kan sulandırıcılar özellikle lupus antikoagülanı sonucunu etkileyebilir. Yanlış pozitif veya yanlış negatif sonuç alınabilir.
Test yapılmadan önce kullanılan bütün ilaçların laboratuvara ve değerlendirmeyi yapan hekime bildirilmesi gerekir. Kan sulandırıcı tedavi yalnızca test yapılacak diye hekim önerisi olmadan bırakılmamalıdır.
Gerekli durumlarda testin zamanı hematoloji uzmanıyla planlanabilir veya ilaç etkisini azaltan laboratuvar yöntemlerinden yararlanılabilir.
Pozitif Antikor Sonucu Antifosfolipid Sendromu Anlamına Gelir mi?
Hayır. Sağlıklı kişilerde de düşük düzeyde veya geçici antifosfolipid antikor pozitifliği görülebilir. Sendrom tanısı için laboratuvar bulgusunun yanında uygun bir klinik öykünün bulunması gerekir.
Örneğin daha önce gebelik kaybı veya damar pıhtısı yaşamamış bir kişide tek seferlik düşük düzey antikor pozitifliği, obstetrik APS tanısı koydurmaz. Aynı şekilde tipik gebelik öyküsü bulunan ancak bütün antikor testleri negatif olan bir kadına yalnızca belirtilere bakılarak kesin APS tanısı konulmaz.
Test sonucunda şu özellikler birlikte incelenir:
- Hangi antikorun pozitif olduğu
- IgG veya IgM türü
- Antikor düzeyinin düşük, orta veya yüksek olması
- Birden fazla antikorun birlikte pozitifliği
- Lupus antikoagülanı bulunması
- Pozitifliğin 12 hafta sonra devam etmesi
- Gebelik kaybı veya damar pıhtısı öyküsü
Lupus antikoagülanının veya üç test grubunun birlikte pozitif olması daha yüksek riskli bir antikor profiline işaret edebilir. Ancak risk düzeyi yalnızca laboratuvar raporuna bakılarak belirlenmez.
Antifosfolipid Sendromu ile Kalıtsal Trombofili Aynı mıdır?
Hayır. Antifosfolipid sendromu bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan antikorlara bağlı edinsel bir pıhtılaşma sorunudur. Faktör V Leiden veya protrombin gen değişikliği gibi kalıtsal trombofililer ise genetik yapıyla ilişkilidir.
Bu iki durumun gebelik kayıplarıyla ilişkisi ve tedavisi aynı değildir. Antifosfolipid sendromunda aspirin ve heparin tedavisinin yararlı olduğu belirli bir hasta grubu bulunurken açıklanamayan gebelik kaybında veya yalnızca kalıtsal trombofili sonucuna dayanılarak aynı tedavinin verilmesi uygun olmayabilir.
Antifosfolipid Sendromu Lupus Hastalığı Anlamına Gelir mi?
Antifosfolipid sendromu sistemik lupus eritematozusla birlikte bulunabilir ancak her APS hastasında lupus yoktur. Başka bir otoimmün hastalık olmadan gelişen durum primer antifosfolipid sendromu olarak adlandırılır.
Lupus veya başka bir bağ dokusu hastalığı düşündüren ek bulgular varsa romatoloji değerlendirmesi yapılabilir. Eklem ağrısı, güneşe duyarlı döküntü veya pozitif ANA testi tek başına APS tanısı için yeterli değildir.
Gebelik Öncesinde Tedavi Planı Nasıl Yapılır?
Antifosfolipid sendromunda tedavi planı mümkünse gebelik oluşmadan önce hazırlanır. Önceki kayıpların sayısı ve haftası, antikor profili, daha önce damar pıhtısı bulunup bulunmadığı ve eşlik eden otoimmün hastalıklar incelenir.
Gebelik öncesi görüşmede kullanılan ilaçlar, kanama riski, trombosit sayısı ve böbrek işlevleri değerlendirilir. Aspirin veya heparinin hangi tarihte başlanacağı bütün hastalarda aynı değildir.
Daha önce yalnızca gebelikle ilişkili sorun yaşamış bir kadın ile damar pıhtısı geçirmiş bir kadının tedavi dozu ve takip planı farklıdır. Bu nedenle hastanın önceki reçeteyi kendi başına yeniden kullanması doğru değildir.
Gebelikte Aspirin ve Heparin Tedavisi Nasıl Uygulanır?
Laboratuvar ölçütlerini karşılayan ve uygun gebelik kaybı öyküsü bulunan kadınlarda düşük doz aspirin ile heparin birlikte kullanılabilir. Gebelikte çoğunlukla düşük molekül ağırlıklı heparin tercih edilir.
Düşük doz aspirin bazı hastalarda gebelik planlanırken başlanabilir. Heparin ise çoğunlukla gebelik testi pozitif olduğunda veya gebelik doğrulandığında tedaviye eklenir. Başlama zamanı, doz ve tedavinin ne kadar sürdürüleceği kişisel risklere göre belirlenir.
Heparin plasentadan bebeğe geçmez. Buna karşılık tedavi sırasında annede morarma, enjeksiyon bölgesinde reaksiyon, kanama ve nadiren trombosit düşüklüğü gelişebilir. Düzenli hekim kontrolü bu nedenle gereklidir.
Yalnızca düşük doz aspirin kullanımı, APS tanısı bulunan her hastada aspirin ve heparin birlikteliğinin yerine geçmez. Hangi tedavinin gerekli olduğu klinik öyküye göre belirlenmelidir.
Daha Önce Damar Pıhtısı Geçirenlerde Tedavi Farklı mıdır?
Daha önce derin ven trombozu, akciğer embolisi, inme veya başka bir damar pıhtısı geçiren APS hastalarında gebelik boyunca daha yüksek dozda kan sulandırıcı gerekebilir. Bu hastalar yalnızca gebelik kaybı yaşayan ancak pıhtı öyküsü bulunmayan kadınlarla aynı grupta değerlendirilmez.
Gebelik öncesinde varfarin veya başka bir ağızdan kan sulandırıcı kullanan hastalarda ilaç değişimi planlanabilir. Tedavi geçişi kadın hastalıkları, hematoloji ve gerektiğinde romatoloji uzmanlarının birlikte kararıyla yapılmalıdır.
APS Negatifse Aspirin veya Heparin Kullanılır mı?
Antifosfolipid sendromu bulunmayan açıklanamayan tekrarlayan gebelik kayıplarında aspirin veya heparinin canlı doğum oranını artırdığı gösterilmemiştir. Bu ilaçlar “zararı olmaz” düşüncesiyle her gebelik kaybından sonra başlanmamalıdır.
Gereksiz kan sulandırıcı kullanımı morarma, kanama, ilaç reaksiyonu ve doğum çevresinde anestezi planının zorlaşması gibi sorunlara yol açabilir. Tedavi ancak tıbbi gerekçe bulunduğunda uygulanmalıdır.
Kortizon, Serum veya Bağışıklık Tedavileri Gerekir mi?
Kortizon, intravenöz immünoglobulin, intralipid ve benzeri bağışıklık tedavileri standart obstetrik APS tedavisinin rutin bir parçası değildir. Kortizon gebelik tansiyonu, gebelik şekeri, enfeksiyon ve erken doğum riskini artırabilir.
Düşük doz aspirin ve heparine rağmen gebelik komplikasyonu yaşayan yüksek riskli hastalarda ek tedaviler uzmanlar tarafından değerlendirilebilir. Hidroksiklorokin gibi ilaçlar özellikle lupus eşlik eden veya standart tedaviye rağmen sorun yaşayan seçilmiş hastalarda gündeme gelebilir.
Bu tedaviler tek bir antikor sonucuna dayanılarak başlanmaz ve bütün hastalar için aynı yararı sağlamaz.
Gebelik Takibinde Nelere Dikkat Edilir?
Antifosfolipid sendromunda takip yalnızca düşük riskine odaklanmaz. Plasentanın çalışması, bebeğin büyümesi, annenin tansiyonu ve pıhtılaşma riski gebelik boyunca izlenir.
Planlanan gebelik kontrollerinde şu değerlendirmeler yapılabilir:
- Erken dönemde gebeliğin yeri ve kalp atımının kontrolü
- Annenin tansiyon ve idrar protein takibi
- Kan sayımı ve trombosit düzeyinin değerlendirilmesi
- Bebeğin büyümesinin ultrasonla izlenmesi
- Gerekli durumlarda rahim ve göbek kordonu damarlarının Doppler ölçümleri
- Plasenta yetersizliği ve preeklampsi belirtilerinin araştırılması
Kontrol sıklığı her gebede aynı değildir. Daha önce ileri haftada kayıp, ağır preeklampsi veya gelişme geriliği yaşayanlarda takip daha yakın yapılabilir.
Rahim Yapısı da Değerlendirilmeli midir?
Antifosfolipid sendromu saptanması, gebelik kaybının başka bir nedeni bulunamayacağı anlamına gelmez. Tekrarlayan kayıplarda rahim perdesi, yapışıklık, rahim boşluğunu bozan miyom ve polipler ayrıca araştırılabilir.
Ultrason bulgusu veya önceki rahim işlemi öyküsü varsa rahim yapısındaki sorunlar için ek görüntüleme planlanabilir. Rahim içinde tedavi edilebilir bir lezyon saptandığında histeroskopi uygun hastalarda kullanılabilir.
Doğum Planı Nasıl Yapılır?
Antifosfolipid sendromu tek başına sezaryen nedeni değildir. Doğum şekli bebeğin duruşu, plasentanın durumu, gebelik haftası, annenin sağlık durumu ve doğum eyleminin ilerlemesine göre belirlenir.
Kan sulandırıcı tedavi kullanıldığı için doğumun zamanlaması ve ilaçların ne zaman kesileceği önceden planlanmalıdır. Heparinin son dozu, epidural veya spinal anestezinin güvenli biçimde uygulanabileceği zamanı etkileyebilir.
Gebeliğin son döneminde hazırlanacak doğum planında kadın hastalıkları uzmanı, anestezi ekibi ve gerekli durumlarda hematoloji uzmanı birlikte hareket eder.
Doğumdan Sonra Tedavi Devam Eder mi?
Doğum sonrası dönem pıhtılaşma riskinin arttığı bir süreçtir. Gebelikte koruyucu doz heparin kullanan obstetrik APS hastalarında tedavinin doğumdan sonra belirli bir süre devam etmesi gerekebilir.
Tedavinin süresi doğum şekline, hareketsizliğe, kanama durumuna, kişisel pıhtı öyküsüne ve diğer risklere göre belirlenir. Bazı hastalarda doğum sonrası altı haftalık koruma planlanabilir.
Damar pıhtısı öyküsü bulunan hastalarda uzun dönem kan sulandırıcı tedaviye nasıl geçileceği ayrıca düzenlenir. Emzirme döneminde kullanılacak ilacın seçimi de bu plana dâhil edilir.
Antifosfolipid Sendromu Olan Kadın Sağlıklı Doğum Yapabilir mi?
Evet. Doğru tanı, gebelik öncesinde hazırlanan tedavi planı ve yakın takip ile birçok kadın sağlıklı gebelik ve doğum yaşayabilir. Sonuç yalnızca antikorların pozitif olmasına değil, antikor profiline, önceki gebeliklere, pıhtı öyküsüne ve eşlik eden hastalıklara bağlıdır.
En önemli nokta, tek bir pozitif test sonucuna göre tedavi başlamak veya daha önce kullanılan ilaçları kontrolsüz biçimde tekrarlamak yerine klinik öykü ile laboratuvar sonuçlarını birlikte değerlendirmektir.
Antifosfolipid Sendromunda Değerlendirme Nasıl Yapılır?
Değerlendirme sırasında önce gebelik kayıplarının haftası ve nasıl gerçekleştiği belirlenir. Daha önce damar pıhtısı, preeklampsi, plasenta yetersizliği veya erken doğum bulunup bulunmadığı araştırılır.
Lupus antikoagülanı, antikardiyolipin ve anti-beta-2 glikoprotein 1 antikorları uygun koşullarda çalışılır. Pozitif sonuç en az 12 hafta sonra tekrarlanır. Kalıcı antikor pozitifliği uygun klinik öyküyle birlikte bulunuyorsa tedavi ve yeni gebelik planı oluşturulur.
APS saptanmayan kadınlarda aspirin ve heparin otomatik olarak başlanmaz. Genetik nedenler, rahim yapısı, tiroit hastalıkları ve gebelik haftasına uygun diğer olasılıklar ayrı olarak incelenir.
Sık Sorulan Sorular
Antifosfolipid sendromu testi aç karnına mı yapılır?
Antikardiyolipin ve anti-beta-2 glikoprotein 1 testleri için çoğunlukla açlık gerekmez. Ancak lupus antikoagülanı sonucunu kullanılan ilaçlar etkileyebilir. Kan vermeden önce laboratuvarın hazırlık kuralları öğrenilmeli ve kullanılan kan sulandırıcılar bildirilmelidir.
Tek pozitif test sonucu tedavi için yeterli midir?
Genellikle hayır. Pozitifliğin kalıcı olduğunun gösterilmesi için test en az 12 hafta sonra tekrarlanır. Sonuç gebelik ve pıhtılaşma öyküsüyle birlikte yorumlanır.
Test sonucu sınırda çıkarsa ne yapılır?
Sınırda veya düşük düzeyde sonuçlar tek başına APS tanısı koydurmaz. Testin aynı laboratuvarda uygun zamanda tekrarlanması ve klinik öyküyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
İki düşükten sonra antifosfolipid testi yapılır mı?
Evet. İki gebelik kaybından sonra lupus antikoagülanı ve antikardiyolipin antikorlarının araştırılması gündeme gelebilir. Anti-beta-2 glikoprotein 1 antikorları da değerlendirmeye eklenebilir.
Aspirin gebelik kaybını tek başına önler mi?
Aspirin bütün gebelik kayıplarını önlemez. Tanı ölçütlerini karşılayan obstetrik APS hastalarında çoğunlukla heparinle birlikte kullanılır. APS bulunmayan açıklanamayan kayıplarda rutin aspirin tedavisinin yararı gösterilmemiştir.
Heparin iğnesi gebelik boyunca kullanılır mı?
Tedavinin başlama ve bitiş zamanı hastanın pıhtı öyküsüne, antikor profiline, gebeliğin seyrine ve doğum planına göre değişir. İlaç hekim kontrolü olmadan başlanmamalı veya bırakılmamalıdır.
Antifosfolipid antikorları zamanla kaybolabilir mi?
Antikor düzeyleri zaman içinde değişebilir ve bazı sonuçlar geçici olarak pozitifleşebilir. Tanı için ilk pozitifliğin en az 12 hafta sonra devam ettiğinin gösterilmesi gerekir.
Antifosfolipid sendromu kalıtsal mıdır?
APS doğrudan anne veya babadan çocuğa aktarılan klasik bir kalıtsal hastalık değildir. Bağışıklık sistemi ve genetik yatkınlık rol oynayabilir ancak ailede APS bulunması çocukta mutlaka hastalık gelişeceği anlamına gelmez.
Kayseri’de Antifosfolipid Sendromu ve Gebelik Kaybı Değerlendirmesi
Kayseri’de yapılan değerlendirmede gebelik kayıplarının haftaları, önceki ultrason sonuçları, plasenta sorunları, damar pıhtısı öyküsü ve daha önce çalışılan antikor testleri birlikte incelenir.
Tek seferlik pozitif sonuç varsa testin ne zaman ve hangi koşulda yapıldığı kontrol edilir. Gerekli testlerin en az 12 hafta arayla tekrarlanması, sonuçların kalıcı olup olmadığının belirlenmesi ve yeni gebelik öncesinde tedavi planının hazırlanması sağlanır.
Gebelik oluştuğunda aspirin ve heparinin başlama zamanı, takip sıklığı, plasenta ve bebek gelişiminin ultrasonla izlenmesi ile doğum sonrası pıhtı koruması kişisel risklere göre planlanır.








